AWAKENINGS (Uyanış)

Gerçek hayattan alıntılanmış filmlerin yüreğe dokunan bir yanı olduğuna inanmışımdır hep. Burdan yola çıkarak sizi iç dünyamda bir yerleri aydınlatarak kişisel “uyanışıma” sebep olan bir filmle tanıştırmak isterim :

 “AWAKENINGS” nam-ı değer Türkçe uyarlamasıyla “UYANIŞ”.  

“Kimyasal pencere kapanınca, baska bir uyanıs gerçeklesti.”

Awakenings , 1990 yılında çıkan başrolünü Robert De Niro ve Robin Williams gibi iki usta oyuncunun paylaştığı, Oliver Sack’ın kendi hayatından yola çıkarak yazdığı kitabının perdelere aktarıldığı o müthiş film.. Awakenings filmi tıp etiği ve varoluşunun değeri hakkında ustaca bir betimlemedir. 20 yıl boyunca beyne saldıran virüsün sinirlere zarar vermesi sonucu Parkinson hastalığı tarafından felç olan bu post-ensefalit hastalarına geçici olarak “özgürlüğü” geri veren bir nöroloğun hayatı tasvir edilmektedir. Ve bu süreçte muzice ilaç olarak kabul edilen L-dopa ‘ya değinilmektedir.

 Film, bir virüs sebebiyle bitkisel hayata geçmiş, ne geçen zamanın ne de çevresinde olup bitenlerin farkında olmadan 20 senesini yatağa mahkum geçiren insanların, asosyal bir doktor tarafından yapılan çalışmalar ve keşfedilen bir ilaç sayesinde geçici olarak uyanışlarını konu alıyor. En son uykusuna “anne” diye dalmasının ardından 20 senenin sonunda uykusundan “anne” diye uyanıp kucaklaşmaları ise filmin yüreğe dokunan güzel ayrıntılarından sadece biri. Uyanışlar tek tek gerçekleşirken hepsinin yeni doğmuş birer bebek gibi kendilerini , çevrelerini keşfedişleri geçen zamanın ne kadar farkında olduğumuzu sorgular cinsten. Peki bizler uyanıkken ne kadar farkındayız geçen zamanın , ne kadar yaşıyoruz anı , ne kadar keşfediyoruz kendimizi? Filmin ayrıntılarına geri dönecek olursak , uyandıktan sonra ilk defa dışarı çıkarken merdivenlerden çıkan bir çocukla aynı karede olup o çocukla beraber basamakları tekrar inmesi çıkması , bir bebeğin öğrendiği bir davranışı pekiştirmek istemesine denk adeta.

    20 sene boyunca özgürlükleri ellerinden alınan bütün bu karakterler, her bir ayrıntısıyla gerek yüzünde oluşan kırışıklık gerek toplumsal gelişmelerin gerisinde kalmasıyla , hayatın anlamını, anımızı ve anımızı yaşayışımızı sorgulamamızı sağlarken , bazı şeylerin bizim için ne kadar basit küçük ayrıntılar gibi görünürken dışardaki herhangi biri için ne kadar da zor ve değerli olduğunu da gösteriyor. Film bitip perde beyazdan siyaha döndüğünde insan “Ya ben?” diye soruyor kendine istemsizce. Ben sordum , YA SİZ?

İyi Seyirler

Tuğçe Buğday

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmadı.

Yorum Yaz


En fazla 500 karakter. 500 karakter kaldı.

Paylaş

Eğer araştırırken ulaştığınız sonuçlardan memnun kaldıysanız, bunları başka ihtiyaç sahipleri de okusun onlar da faydalansın derseniz,
lütfen paylaşmaktan çekinmeyin.
 
Paylaşılan bilgi kendisini dinamik tutar. Ve tabii ki bilgi paylaşıldıkça çoğalır. Teşekkürlerimizle...